Ole Gunnar Solskjaer'in 19 Ocak'ta başlayan Beşiktaş teknik direktörlüğü kariyeri yaşanan Avrupa hezimeti sonrası bitti:
29 maç
15 galibiyet
5 beraberlik
9 mağlubiyet
Aslında Perşembenin gelişi taaa Cumartesi gününden belliydi. Soljkaer’le ilgili soru işaretleri geçtiğimiz sezon kendini gösterdi. Bir kupa olmak üzere iki Göztepe maçı ardından Gaziantep, Konya ve Rize maçlarındaki tablo yolları ayırmak için yeterliydi. Ben geçtiğimiz 25 Mayıs’ta yapılacak en doğru işin Ole ile yolları ayırmak olduğunu söyledim. Hatta tepki ve linçlenmeyi göze alarak hazırlık maçları sonrası bu görüşümü tekrarladım. Shaktar maçı sonrası ise daha yüksek sesle ifade ettim. O maçta son dakikalarda yaptığı Necip-Jurasek değişikliği kelimenin tam anlamıyla skandaldı.
Ahlaksızca saldırı ve linç kültürü
Bu arada Soljkaer’in bazı söz ve davranışlarının “kibir göstergesi” olduğunu söyledim. Teknik-taktik bir yana hocaların kişisel davranışları bence önemlidir ve bazı şifreler barındırır. Bunu yazdıktan sonra trol güruhu tarafından ahlaksızca lince maruz kaldım. Bunların hangi merkezlerden yönetildiğini gayet iyi biliyorum. (Saygı ve nezaket çerçevesinde eleştirenleri ve hatta kaba söz söyleyenleri tenzih ederim.)
Haklı çıktım demek istemezdim ama maalesef süreç böyle sonlandı. Soljkaer’ın teknik ve taktik yetersizliği ortaya çıktı. Ole kendi ekibinden yanlış kişileri dinledi. Ümraniye’nin patronu olamadı, en önemlisi kendisi her ne kadar aksini savunsa da futbolcular ona olan güvenlerini kaybetti. Futbolcu grubu ile Beşiktaş JK yedek kulübesi arasındaki iletişimsizliği maçı canlı seyredenler gördü. Ole en büyük hatayı Türkiye’deki futbol iklimine adapte olmayı reddederek yaptı. Polyanna profilinin bu coğrafyada geçerli olmadığını anlatanlara direndi.
Dün sahaya 3 stoper, 3 ön libero, 2 sağ bek ile sahaya çıkması teknik anlamda iflasıdır. Takıma sol bek alınmış ve üçlü oynarken 11’e koymuyorsun. Aslında Eyüp maçı tüm bu olumsuzlukları, Soljkaer’in takıntılarını gösterdi ama son dakika golü ve FM’ci tayfa trollerle üstünü örttü. Şimdi o troller uzun süre sessiz kalacak ve kendilerine yeni hedef verilince ortaya çıkacak. Çünkü dertleri Beşiktaş’ın başarısı ve iyiliği değil ve asla olmayacak.
Soljkaer’le olmayacağını söylerken ne hoca adı verdim ne de yerli yabancı diye tercih belirttim. İstediğim oyun felsefesi olan ve bunu geliştirecek isim olmasıydı. Bence doğru seçim Alman-Sırp kökenliydi. Bence Beşiktaş’ın bu sezonu çöpe atmaması ve taraftarını kaybetmemesi için mücadeleci bir oyunu seçmesi gerekiyordu.
Loading...
Sergen Yalçın tercihi
Yönetim Sergen Yalçın’ı tercih etti. Beğenenler olacağı gibi tepkiler de olacak. Ben en azından şöyle bakıyorum; Polyannacılık bitecek. Oyun olarak sahaya yansıyacak durumu bende merak ediyorum. Sergen hoca saha dışında da mücadeleye alışkın olduğu için biraz agresiflik iyi gelebilir. Sonuçta şampiyon takımın hocalığını yaptı. Bir sezon sonra kariyerinin dip yapmasını unutmamak lazım. “Ben bu durumu düzeltemiyorum!” diyerek gitti. Ki hala o dönemin enkazı duruyor.
Adalı yönetimi süreci yönetemedi
Serdal Adalı açıklamalarıyla büyük beklenti yarattı. En az üç transfer dönemi istedi ama takımın asıl eksik mevkisini onca transfere rağmen ıskaladı. Yarattığı beklentinin dönüşü kötü oldu. Soljkaer kararını geciktirmesi ayrıca büyük bir eksi. Yönetimin sosyal medya etkisinde kalması ve onlarla ilişkili olmadı sağlıklı değil. Sonuçta camia adına vizyon ortaya koyup süreci yönetecek olan başkan ve yönetimi. Başkan Adalı’ya saha dışı süreci nasıl yöneteceklerini sorduğumda buna hazır olmadığını gözledim.
Tribünlerle sorun var.
Tribünlerin kendi içinde sorunları var.
Ümraniye’de sorun var; Burada radikal bir değişim şart. Futbolculara geldikleri takım ve ülke hissettirilmeli. Şok tedavisi şart. Yoksa son 5 seneye damga vuran vurdumduymaz futbolcu kangreni yayılır. Bunu önlemek öncelikle yönetimin elinde. Sadece başkan değil, insani ilişki ve becerileri gelişmiş, kriz yönetebilme (kontrollü gerilim yaratma dahil) bir yönetici Ümraniye’de olmalı.