SÜMEYYE TÜRK
HABER/ANALİZ

Ankara’nın siyasi kulisleri, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de (KHK) yapılan son değişikliklerin etkisiyle hareketli günler yaşıyor. Özellikle 375 sayılı KHK’nin ek 36. Maddesi’nde yapılan düzenlemeler, kamu personel rejiminde esnek bir atama sistemi getirirken, liyakat ve şeffaflık tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Ancak, 15 Mayıs 2025’te yürürlüğe giren bu düzenlemeler, kamuoyunda ve medyada hak ettiği ölçüde tartışılmadı. Konu Özal döneminde de gündeme gelmiş fakat uygulamaya geçilememişti. Üst düzey yetkililerden alınan bilgiler ışığında, bu değişikliklerin anlamını, olası sonuçlarını ve sessiz sedasız geçen tartışma sürecini değerlendiriyoruz.

Kamuoyunda ve Medyada Sessizlik

15 Mayıs 2025’te yürürlüğe giren bu düzenlemeler, kamu yönetiminde köklü bir değişim potansiyeli taşısa da, medyada ve kamuoyunda yeterince tartışılmadı. Siyasi analistler, bu sessizliğin, değişikliklerin geniş kapsamlı etkilerinin gözden kaçmasına neden olduğunu belirtiyor. Özellikle gençler arasında KPSS süreçlerine duyulan güvensizlik artarken, bu düzenlemelerin “sınavsız atama” algısını güçlendirmesi, sosyal medyada da sınırlı bir yankı buldu. Medyanın bu konuya yeterince eğilmemesi, düzenlemelerin olası risklerini gölgede bırakarak, kamuoyunun bilgilenme hakkını da maalesef zedeliyor.

Değişikliklerin Özü: Esneklik mi, Liyakat mı?

Resmî Gazete’de yayımlanan 7537 Devlet Memurları Kanunu (27 Aralık 2024) ve 7547 (15 Mayıs 2025) sayılı Kanunlar, kamu yönetiminde önemli bir dönüşüm başlattı. 375 sayılı KHK’nin ek 36. Maddesi’ni yeniden düzenleyen 7547 sayılı Kanun, üst kademe kamu yöneticisi, il ve bölge müdürü kadroları ile bunların dengi ve daha üstü pozisyonlara atamalarda 657 sayılı Kanun’un 36. Maddesi’ndeki memuriyet sınıflandırma şartlarını büyük ölçüde kaldırdı. Yeni düzenlemeye göre, bu kadrolara atanmak için:

* Belirli bir meslek veya kariyer meslek mensubu olma,
* 657 sayılı Kanun’un 36. Maddesi’nde belirtilen hizmet sınıflarında bulunmuş olma,
* Hakimlik veya savcılık mesleğinden gelme,
* Belirli kadro veya görevlerde belirli bir süre çalışma gibi özel şartlar aranmayacak.
Sadece yükseköğrenim (4 yıllık lisans) diploması yeterli olacak. Ayrıca, Genel İdare Hizmetleri (GİH) sınıfı dışındaki kadrolara veya hakim-savcılık mesleğinden gelenlere atama yapılması halinde, bu kadrolar görev süresi boyunca GİH sınıfı olarak kabul edilecek. Atananlara, mali haklar açısından kurum içindeki emsallerine göre eksik ödeme olması durumunda fark tazminat olarak ödenecek.

Bu düzenleme, kamu yönetiminde esnekliği artırırken, özel sektör deneyimine de kapı aralıyor. Kulislerde, bu değişikliklerin kamu yönetimini “özel sektör mantığına” yaklaştırdığı konuşuluyor. Ancak, bu yaklaşımın kamu hizmetinin tarafsızlık ve süreklilik ilkeleriyle ne kadar bağdaştığı tartışma konusu. Daha da önemlisi, 15 Mayıs 2025’ten bu yana yürürlükte olan bu düzenlemeler, medyada ve kamuoyunda yeterince yer bulmadı. Gençler arasında KPSS süreçlerine duyulan güvensizlik artarken, bu sessizlik, değişikliklerin olası etkilerinin göz ardı edildiği yönünde eleştirilere yol açıyor.

Kulislerdeki Nabız: Fırsatlar ve Riskler

Ankara’daki siyasi çevreler, düzenlemelerin hem avantajlar hem de ciddi riskler barındırdığını düşünüyor. Olumlu yönler şöyle sıralanıyor:

* Hızlı ve Dinamik Atamalar: Esnek atama süreçleri, bürokrasideki hantallığı azaltabilir. Özel sektörden deneyimli isimlerin kamuya kazandırılması, yenilikçi yaklaşımları teşvik edebilir.
* Genç Yeteneklere Fırsat: Özel sektör tecrübesinin dikkate alınması, genç ve dinamik yöneticilerin üst kadrolara daha hızlı yükselmesini sağlayabilir.
* Denetim ve Şeffaflık Potansiyeli: Yeni kadrolara tanınan yetkiler, kamu kurumlarında hesap verilebilirliği artırabilir.
Ancak, kulislerde asıl yankı bulan konu, bu esnekliğin liyakat ve adalet ilkelerine zarar verebileceği endişesi. Üst düzey yetkililer, şu risklere dikkat çekiyor:

* Liyakat Erozyonu: Sınıflandırma ve sınav şartlarının kaldırılması, “sınavsız atama” veya “torpilli kadro” algısını güçlendiriyor. Kamuoyunda, KPSS ve mülakat süreçlerine duyulan güven zaten sarsılmışken, bu düzenlemeler gençler arasında adaletsizlik hissini artırabilir.
* Kayırmacılık Riski: İstisnai kadroların kapsamının dolaylı olarak genişlemesi, “ahbap-çavuş” atamalarına zemin hazırlayabilir. Sayıştay raporları, geçmişte benzer atamaların Hazine’ye zarar verebileceği uyarısında bulunmuştu.
* Sistemin İstikrarsızlığı: Mevcut personel rejiminin sorunları bilinse de, sınıflandırma ve liyakat ilkelerinin büyük ölçüde terk edilmesi, kamu hizmetinde uzun vadeli istikrarı tehdit edebilir. Kulislerde, 1980’lerde Özal döneminde denenen benzer esnekliğin kadrolaşma eleştirilerine yol açtığı hatırlatılıyor.

Valilik duyurdu: Tem Otoyolu İstanbul Yönü Trafiğe Kapanıyor!
Valilik duyurdu: Tem Otoyolu İstanbul Yönü Trafiğe Kapanıyor!
İçeriği Görüntüle

Anayasa Mahkemesi’nin Rolü

Haziran 2025’te Anayasa Mahkemesi’nin, 657 sayılı Kanun’daki “memuriyetle bağdaşmayacak hâl ve hareket” ifadesini iptal etmesi, disiplin süreçlerinde keyfiliğin önüne geçmeyi hedefledi. Bu karar, üst kademe atamalarında disiplin cezası kriterlerinin daha şeffaf uygulanmasını sağlayabilir. Ancak, kulislerde bu kararın “kayırmacılık” endişelerini tamamen ortadan kaldırıp kaldırmayacağı sorgulanıyor.

İktidar Stratejisi mi?

Siyasi kulislerde, bu değişikliklerin iktidarın kamu yönetimini daha sıkı kontrol altına alma ve muhalif figürlerin etkisini sınırlama stratejisinin bir parçası olduğu görüşü hakim. Bürokraside “hız” vurgusu yapan hükümet, esnek atamalarla sadakat odaklı bir kadrolaşma mı hedefliyor? Bu soru, özellikle gençler arasında KPSS süreçlerine duyulan güvensizlikle birleştiğinde, kamuoyunda ciddi bir tartışma yaratıyor.

Son Söz

657 sayılı Kanun ve 375 sayılı KHK’deki değişiklikler, Türkiye’de kamu yönetiminde esnek bir atama rejimi kurmayı amaçlıyor. Kısa vadede bürokrasiyi hızlandırabilecek bu düzenlemeler, liyakat, şeffaflık ve kamu hizmetinin tarafsızlığı sınavından geçecek. ABD’deki deregülasyon odaklı reformlarla karşılaştırıldığında, her iki ülke de kamu yönetiminde verimlilik arayışında olsa da, liyakat ve kayırmacılık tartışmaları ortak bir endişe olarak öne çıkıyor. Ancak, Türkiye’de bu değişikliklerin kamuoyunda ve medyada yeterince tartışılmaması, reformların meşruiyetini ve etkilerini gölgede bırakıyor. Ankara kulisleri, yeni rejimin pratikte nasıl uygulanacağını ve kamuoyunun tepkisini yakından izliyor. Kamu yönetimi, gerçekten modern bir yapıya mı kavuşuyor, yoksa liyakat gölgesinde yeni bir “şark usulü” mü doğuyor? Cevap, önümüzdeki dönemde atama pratikleriyle şekillenecek.